Beynimiz;
Her ne kadar; dünyayı bize özel şekillendirmek üzere, dizayn edilmiş bir hayatta kalma donanımı olsa da, başka hedef ve doğrultular için, bizlere eşlik eder.
Bunlardan biri de; sanattır. Aslında sanat da; bir hayatta kalma donanımıdır insan için, öyle ki; on binlerce yıl öncesinde; sanatsal evrimin doğal laboratuvarları olan mağaralara, resimler kazıyan ilkel atalarımızdan, günümüz sanat dallarını imzalayan, homosapiens’lere kadar, tüm insanlığa destek olmuştur sanat.
İnsan canlıları için bu destek o kadar önemli olmuştur ki, mağara insanlarının; sanat ve güzellik üzerine kullanmış oldukları protein ve moleküller, evrim geçirerek, modern insan olan bizlere, miras kalmıştır. Böylece; hoşluğu yansıtan güzellik kavramı, doğal seçilim sayesinde, nöroestetiğe evrilmiş olup, güzelin ve sanatın; zihinsel yaşamını hücre temelinde çalışan; nöroestetik süreci başlamıştır.

ŞEKİL-1 Soldaki fotoğraf; on binlerce yıl önce ilkel mağara insanlarının, mağara kayaları yüzeylerine yaptıkları resimlerden biridir. Resim sanatında; bu güzellik anlayışının gelişmesi o kadar fazla olmuştur ki; Fraktal geometrinin, keşfedilerek formüllenmesiyle, yerini nöroestetiğe bırakmıştır.
İnsan; doğuştan sanat algısı donatıları ile işlenmiş, bir beyinle doğar. Bu donatıların; ileride ‘’ne kadar ne olacağı’’, sanatçı adımlarında ve el izlerine saklıdır. Sanatçılar; çoğu zaman farkında olmadan, sanatlarına dair birçok davranış ve modülleri, biyolojik sistemlerine kayıtlı, DNA’ larının; kültürel kod taşıyıcı algoritmaları ile taşırlar. Bu saklayış; beynimizin biyolojik madde kütlesinin fiziki yapısı içinde, elektro-kimyasal devrelerce işlenirler. Sanatsal zihin dili dediğimiz bu işlenmiş devreler; ELEKTRİKSEL SİNYAL BİYOLOJİ’sinin ta kendisidir aslında.

ŞEKİL – 2 İnsanın; sanatsal yönüne, değer katan beyin bölgelerinin, Sagittal bir görünümü. Sanatın, beyinde tek bir yeri olmamasına rağmen, özellikle; Frontal ve Somatosensöry Korteks ile Limbik sistemler sanatsal belleğin temelini oluştururlar.
Sanatçı olarak davranış şekillerinizin; oluşması, gelişmesi ve hatta bitmesi, beyninizdeki bu işlem devrelerinin, hızlı ve yeniden yazılarak ortaya bir örüntü koymasıyla gerçekleşir. Sanatsal algı kalıplarınız, sinirsel mekanizmalar, değerlendirme devreleriniz, sürekli devinimle değişerek, sanatsal kimliğinizde sizi ‘’yeni bir siz’’ yapar.
Bu yeni kimlikle oluşan sanatçı beyni; sanatına yansıttığı dış dünyayı, öznel bir şekilde işleyerek, aynı sanat dalında bile, değişik sanatçıların olmasını sağlar.
Sanatsal nöro-zihin; beyin tarafından yürütülen bir dizi soyut işlemler olduğu için; binlerce sanatçı olduğu halde;
Bir tane Da Vinci,
Bir tane ’Resim yapmak günlük tutmanın bir diğer yoludur’ diyen Picasso,
Bir tane, Ramon Cajal ve
Bir tane, keman çalan deli-dahi, Einstein vardır.
Ve yine; sanat sevenler olarak bizler, tıpkı sanatçılar gibi,
Sanatları; olduğu gibi değil, ‘’eserlere yüklediğimiz duygu hikâyelerine göre’’ algılar ve anlatırız.
Onlar dış dünyalarını betimleyerek yaratım yaparlarken, bizler ise; bu yaratımlara yansıtılan duygularımızla, anlamlar yükleriz.

ŞEKİL – 3 İspanyol Ramon Cajal; hem ünlü bir nöro anatomici hem de, çok iyi bir ressamdı. Öyle ki; tezlerini, kuramsallaştırırken, sağdaki resim gibi, kendi çizdiği sinir hücrelerinin bağlantılarını göstererek, bu hücrelere tarihte ilk kez, Nöron ismini vermiştir. ……………………………………………………………………………………………………
Peki?
Aşkını ve hazzını limbik sistemde yaşayıp, frontal korteks’te, rasyonelleştirdiğimiz sanatımızın; gelişme ve ilerleme safhaları için neler diyebiliriz?
Sanatsal öğrenme ve belleğinizin; sinirsel mekanizmaları nöron denilen en küçük yapı taşıyla değil, ait olduğu ‘Sinir Devresi Kapsamında’ diğer nöronlar ile yapmış olduğu bağlantılarda saklıdır.
Sanat adına; ÇOKLU BİLİŞSEL İŞLEMLER’ de sorumluluğu olan Nöroplastisite yapılanması, işte tam bu noktada, devreye girmektedir.
İcracısı olduğunuz sanat dalına, ne kadar zaman ayırır ve ilgili olursanız, nöroplastisite dediğimiz, sanatsal büyümeniz o kadar çok olur. Umarsız ve ilgisiz davrandığınız sanatınız; ‘’Kullan ya da at’’ kuramı gereği, bir süre sonra, zayıflar öyle ki; güçlükle kurduğunuz bu yollar, bir müddet sonra, nöron budaması dediğimiz süreç dahilinde ölerek, öğrenen sanat organizasyonlarınız kendilerini imha ederler. Bu nokta o kadar önem arz eder ki; bırakın sanatsal davranışları yapmayı, eylemlerin düşünü dahi kurmak, sanatçı beynindeki temsil alanlarının; hem fiziki hem de öğrenim kapasitelerinin artmasını sağlar.
Peki ya ün yapmış sanat insanları;
Bu sanat insanları; ıslah evi dediğimiz, beyimizde sanatsal algoritmalarını eğitip, terbiyeden geçirerek, bilinçlerinin altına, algoritma dosyaları şeklinde kodlarlar. Bu insanlar; sürekli yazarlar, çizerler, çalar ve söylerler. Bu çalışmaları; hem sanatsal nöron bağlantılarını güçlendirir, hem de beyin-ödül yolundan geçen nörotransmitterlerden dolayı, sürekli sanatsal hedoniyi yaşarlar.

ŞEKİL – 4 Henri Matisse; sanatını o kadar çok seviyordu ki, bazen hasta olduğu zamanlarda bile, odasının duvarlarına resimler çizerek, mutlu oluyordu. O zamanlar; Nöroplastisite kavramını biliyormuydu bilmiyorum ama bu yaptığı çalışmalar; motor korteks, sensory korteks başta olmak üzere, beyninin, sanatsal nöro-plastisiteliğini artırıyordu.
Dersleriniz, sınavlarınız, yapılması gereken işleriniz varken; sürekli sanatsal aktivite içinde olmanızın nedeni; o sanatla ilgili sinaptik bağlantılarınızın çok güçlü olması ve mezolimbik sisteminizden geçen, serotonin ve dopamin gibi, beyin kimyasallarınızın devamlı ve çok oluşudur. Bu bağlamda, sanat adına yapılan her bir eskiz ve çalışma ile salınan kimyasallar, beyindeki zevk ve ödül devrelerini uyararak, sanatsal sistemlerin kuvvetlenmesini ve kalıcı olmasını sağlarlar.
Sanat ve beyin adına yazılacak çok değerli cümlelerim var; bu konuda, diğer makale ve yazılarımı da, okumanız, hem Sanatsal Gelişimlerinize hem de, Eğitimli Yeni Teknikler öğrenip kurmanıza yardımcı olacaktır.
Mahmut KIZILASLANOĞLU / Sanatsal Nöron Mimarı – Mühendis
www:nörosanat.com





